Ana Sayfa
İsmet Alpaslan
Şefimiz
Koro
Konser
Fasıl
Sosyal Aktiv.
Dersler
Foto Albüm
Osmanlı Mûsîkisi
Ziyaretçi Defteri
İletişim
Linkler
Basında Biz
Sponsorlar
Haber-Sanat
 
 
Giriş
Üye ol

Konser

 

Latincede konser (concertare), yarış anlamına gelmektedir. Bir konserin tasarımı çok iyi yapılmalıdır ve konser, özünde dinleyiciler için gerçekleştirilen görsel veya görsel olmayan mûsıkî icrasıdır. O halde konserin, dinleyicinin salonda şarkı okuması (veya okutturulması) anlamına gelmediği ve bir dinleme kültürü olduğu unutulmamalıdır.

 

Kaliteli konserler, zaman ve emek isteyen zor uğraşlardır. Konser demek, sadece 20 ezberlenmiş şarkıyı sahnede söylemek değil, iyi seçilmiş repertuarlarla, belirli bir sahne ahvali içerisinde mûsıkî şöleni olabilmelidir ve repertuarın, nota-nazariyat altyapısı ses sanatçılarına, saz sanatçılarına verilebilmelidir. Bu şekilde mûsıkînin geleceğinin sahne sanatlarıyla daha yakından ilgili ve canlı performansa dayalı bir yere evrilmesi muhtemeldir.

 

En önemlisi, büyük bestekârlarımızın imbiğinden süzülmüş geçmişi yüzyılları bulan bu mücevher daima korunabilmeli, yaşatılabilmelidir.

 

Günümüzde, yüzyıllar önce yaşamış büyük üstadlar derecesinde mûsıkî eserleri üretilemeyebilir, ancak ele geçen küçük fırsatlar (koro şefliği, program yönemenliği, vs. vs. vs....) yüzünden bu abideler yıkılmamalı, yıktırılmamalı, icra tavrından ve repertuardan taviz verilmemelidir. Her yerde olduğu gibi, mûsıkî alanında da önemli görevlere özellikle büyük kurumlarda ehliyetli olan insanlar getirilmelidirler.

 

Konser, bir şölen olabilmelidir. Kaldı ki Osmanlı mûsıkîsi repertuarı gelecek yüzyılları şölenlerle donatacak ve mutlu edebilecek devasa bir kapasiteye sahiptir.

 

Ne kadar acıdır ki, bugün „adı öyle konulan, veya kendi adlarını öyle koyan“ en büyük kurumlar vasıtasıyla dinleyebildiğimiz eserlerin sayısı 200`ü geçmemektedir. Bu, Osmanlı mûsıkîsi repertuarının binde biri değildir.

 

Tabii ki, onca güzel ama hiç okunmamış eserleri, eğer daha önceden ezberinizde yoksa öğrenmeniz ve talebelerinize öğretmeniz zordur. Özveri ister, uğraş ister, değer bilinci ister, herşeyden önce altyapı ister, siz boşsanız kime ne verebillirsiniz?

 

 

En garip olanı da koro şeflerinin yönettikleri programlarda veya başka programlarda şarkı okumalarıdır. Koro şefleri aslında, yetiştirdikleri öğrencilerini ön plana çıkarmalı, ve solistlik kompleksini yenmelidirler.

 

 

Bu kurumlarda bulunan koro "şefleri" ellerinde bulunan devasa saz sanatçısı ve solist kapasitesine rağmen hiçbirşey üretememekte, çok az kalan sahne adabı, tavır ve uslubunü de her geçen gün biraz daha eritmektedirler. Ses sanatçısı ile koro şefi, tavernacıyla kurum saz sanatçısı, kurum ses sanatçısıyla gazino solisti arasında belirgin bir fark görülememektedir.

 

Zaten Osmanlı mûsıkîsinin özünde, koro şefliği diye bir kavram yoktur. Fasıl heyetleri, heyetin içinde bulunduğu halde kıdemli bir solist (Ser Hânende) tarafından idare edilmiştir. Uzun yıllar önce koro şefliği batı`dan kopyalanmış, ne acıdır ki bu kopya bile günümüzde edebiyle yapılamamaktadır.

 

Batı-klasik konserlerinde, şeflerin şarkı okuduğu veya bir enstruman çaldığı görülmez. Onlar gururlu bir şekilde, yetiştirdiği talebelerinin ürünlerini sunar, alkışlarını alırlar.

 

 

Ülkemizde koro şefi olma kriterini herkes tahmin edebilir (burada az kalan örnekleri tenzih ediyoruz). Senelerce solistlik yapıp arkadaşlarıyla içli dışlı olmuş, değişik bir çizgiden koro şefliğine gelmemiş zat`ların programlarda arkadaşlarının icra ve tavırlarını eleştirmesi, düzeltmeye çalışması, buna cüret etmesi söz konusu bile değildir. Bu durum bütün çıplaklığıyla ortadadır.

 

Zaten Osmanlı mûsıkîsi görevlilerinin çoğu, mûsıkîyi mûsıkî için yapsalardı bugün Türk insanı kendi mûsıkîsini dinliyor olacaktı.

 

Bu kurumlarda yıllardan beri yaşanan mûsıkî ile bağdaşmayan yönetim şekillerini, mûsıkînin kişisel hırslar uğruna nasıl peşkeş çekildiğini, ve bu zatların mûsıkîşinaslıkla asla bağdaşmayan tavır, tutumlarını ve bu kurumları bugünki durumuna nasıl getirdiklerini, rahmetli büyük Bestekâr ve aynı zamandan rahmetli hocam İsmet Alpaslan`ın talebesi Cinuçen Tanrıkorur´un Sâz ü Söz Arasında adlı kitabında okuyabilirsiniz.

 

Burada iddialı konuşabiliriz, yukarıdaki bahsettiğimiz kapasite elimizde olsa, on yıl içinde Türk insanı kesinlikle kendi mûsikîsini daha çok dinleyecek, daha fazla sahip çıkacak ve onunla gururlanacaktır. Zira mûsıkîmizde olan kapasite hiçbir ülkenin mûsıkîsinde bulunmamaktadır.

 

Bu görüşten yola çıkarak octave, yollardan zor olanını seçmiştir ve her her yıl bir mûsıkî şöleni sunmayı kendine ilke edinmiştir.

 

Ne mutlu octavenin mûsıkî gönüllülerine!!!

 

 

 

  

Yol güzergahınızı aşağıdaki programla belirleyebilirsiniz. 
 

 

 

Konser:       Büyük bestekârlar özel repertuarı
Repertuar:   Klasik Türk mûsıkîsi,
                  Türk halk mûsıkîsi (Anadolu folklor mûsıkîsi)
                  Tasavvuf mûsıkîsi,
                  Saz eserleri.
Yer             Residenz München   
                  Max-Joseph-Saal
Tarih           05. Mayıs 2007
Saat            19:30 Giriş (18:30)

 

Rota hesaplayın

Aşağıdaki Başllangıç Adresine adresinizi girip bize rotanızı hesaplayın!

Başlangıç:    Hedef: 

Harita
Rota yardımı
 
 
 
 


Selma Tetik

 
 

 İsim
 E-Mail

:
:
* Newsletter nedir?