Ana Sayfa
İsmet Alpaslan
Şefimiz
Koro
Konser
Fasıl
Sosyal Aktiv.
Dersler
Foto Albüm
Osmanlı Mûsîkisi
Ziyaretçi Defteri
İletişim
Linkler
Basında Biz
Sponsorlar
Haber-Sanat
 
 
Giriş
Üye ol

İsmet Alpaslan

 

Sevgili Okuyucularım,

Sayfamızın bu müstesna bölümünde sizlere rahmetli hocam, büyük üstad, şüphesiz mûsıkîmizin gelmiş geçmiş en büyükleri arasında yer alan, mûsıkî dehası udi-bestekâr İsmet Alpaslan`dan bahsetmek istiyorum. Kelime hazinem ve anlatma kabiliyetim, olsa olsa bu büyük insanın özelliklerinin binde birini anlatmaya yeter. Onu anlatabilmek icin birçok dildeki kelime hazinelerini birleştirmem, bir de şair olmam gerekirdi diye düşünüyorum.

Kaldi ki onun mûsıkîdeki deha kapasitesini anlatmak benim haddime bile düşmez!!!

   

1979 yılında Almanya´ya geldigimde büyük bir boşluğa düştüğümü hatırlıyorum. Zira en büyük eksikliğini çektiğim mûsıkî cemiyetim ve o güzelim Türk mûsıkîsi enstrumanlarıydı.

 

  

O yıllarda Frankfurt´ta bir bağlama, Münihte bir kanun belkide Berlin`de birkaç enstruman çalan bulunuyordu.

 

 

Talebe olduğum halde zor şartlarda kazandığım parayı, Böblingen`e yakın İzmirli Hasan bey`in açıtığı küçük bir restoranda rahmetli Süheyla Özen hanımefendinin programında harcıyordum. Kendisinden bana ders vermesini rica ettim. Oğlum ben de talebeyim, benim hocam Pforzheim`de oturuyor dedi ve hemen hocamın telefon numarasını verdi.

 

 

Derhal gidip kendisini buldum. Ev bir müze gibi, oturma odasında bir piyano, üzerinde bir metronom, udlar, kanunlar, notalar ve Tanburi Cemil Beyin el yazısına varıncaya kadar yıllardan beri biriktirilmiş büyük bir arşiv.

 

 

Onnik yapısı bir Ud, belki sadece 200 gr. Ağırlığında, ondan da önemlisi, udu eline aldığı zaman adeta bir orkestra intibası yaratabilecek derecede bir icra, bir hoca, bir deha.

 

 

Hiç unutamadığım bir anı; bir rast taksimde parmağının birini kullanarak taksimin ortasında yine bir gülnihal adlı eseri icra etmesiydi. Ensturman çalanlar bunun ne demek olduğunu iyi bilirler, böyle bir örneğini bir daha dinlemek nasip olmadı, olmazda zaten.

 

 

1983 yılında Fransa`dan gelen bir telefon. Telefonun öbür ucunda rahmetli Cinuçen Tanrıkorur. Katıldığı solo ensturman yarışmasında dünya birinciliğini alır almaz, ilk işi hocasına telefon etmek ve minnet duygularını dile getirmek olmuştu.

 

 

Uzun yıllardan beri Almanya`da yaşadığı halde ilk özel talebesi bendim. İnanilmaz derecede sevgi ve şefkat dolu, espiri yapmasını sever, bir o kadar da mûsıkîde tavizsizdi. Oğlu Mahmut bas gitar çalıyor, kızı Şehnaz´da daha çok yabancı pop müzikerinden hoşlanıyordu. Zannediyorum ki o derya, mûsıkî ve enstruman bilgisini çocuklarına veremediğinden dolayı adeta kahroluyordu. Ve de beni çok seviyordu. Türk mûsıkîsi icra etmeye çalışan bir evlat hissi uyandırıyordum belki de.  Daha sonraki cemiyet çalışmalarımızda onu terbiyelice kritik yapma şansını sadece bana veriyordu.

 

 

Frankfurt`taki ses yarışmasına; talebem dereceye belki giremez düşüncesiyle rahatsız olduğunu, gidemeyeceğini ve gidip onu yatağından yalvara yakara kaldırıp Frankfurt`götürdüğümü hatırlıyorum. Ama onu mahçup etmedim ve birinciliği alıp, o çok tutumlu olduğu tebessümünü görebilmiştim.

 

 

Az gittigimiz programlarda, hep önden yürür, salona varıncaya kadar cebinden ara sıra nefes açmak için bir şeker çıkarır ve bana uzatırdı.

 

 

Eser öğrenirken mutlaka en yüksek verimi ister, bütün usulleri dizimde vurdurur, % 99,5 verimi kesinlikle kabul etmezdi. Dizinin dibine oturan herkesin dağarcığını mûsıkî bilgisi ile doldurur, boş göndermezdi.

 

 

Derste geçtiğimiz eseri evinden çıkar çıkmaz, kapısının önündeki sokak lambasının altında tekrar eder daha sonra arabama yürürdüm.

 

 

Çok sevdigi, kendisinden epeyce de genç ve çok güzel bir bayan olan eşi Yurdagül hanımı kaybettikten sonra kendisinin de sağlık durumu tamamen bozulmuştu. Derse gittiğimde; oğlum ışıkları söndürüp sabaha kadar mızrapsız ud çalıyorum ve ağlıyorum derdi.

 

 

Adeta hayata küsmüştü, küsemediği bir talebeleri bir de udu vardı.

 

 

Konserlerde beni soloya çıkarır, mutlaka onnik yapısı udu ile bana taksim yapar, diğer udlarını kullanmazdı. Her gün biraz daha eriyip giden, eskiden o cüsseli insanı gördükçe gırtlağım düğümlenirdi. Ve hiçbir soloyu ağlamadan bitirdiğimi hatırlamam.

 

 

Maalesef çok erken gitti. 1992 de kaybettik. Çok büyük bir insan, mûsıkî de deha bir baba bir sevgili idi benim için.

 

 

O gün bu gündür, belki inanılmaz ama mutlaka her gün, ama her gün hatırlarım, çoğu zaman yatarken onun için dua okur, önce üzülür daha sonrada İstanbul da sahnede yaşadığı anılarını hatırlar gülümserim.

 

 

Yattığı yer nur olsun, onu tanımış olmak, 13 seneye yakın ondan ders alabilmiş olmak, Allahın her sevgili kuluna nasip olabilecek bir olay değil.

 

 

Onu daha çok yaşamak, ondan daha çok şey öğrenmek için yorganımı alıp kapısının önünde yatmadığıma çok pismanım !!!!!

 

 

 

 

1955 – 1960 yılları arasında yayınlanan bir gazeteden alınmştır:

 

 

 

 

1924 yılında Selânik`de dünyaya gelmiştir. Babası Şani bey, annesi Mehlika hanımdır. Henüz sekiz aylık iken, ailesi mübadil olarak Türkiye´ye göç edip, Istanbul`a yerleşmişlerdir.

 

 

Beş-altı yaşlarında iken, iyi ud çalan teyzesinin kızını vecd ile dinleyen küçük İsmet´te mûsıkî zevki başlayıp, öğrendiği şarkıları birlikte okurdu.

 

 

Henüz ilkokul çağında iken, ilk mûsıkî bilgisini kemani Riza beyden alan Ismet bey, sonra İzettin Humai beyden de dini ve lâdini eserler meşk etmek suretiyle, hayli istifadeler sağlamıştır. Ayrıca, kemani Tevfik, Selânik`li Süleyman ve Lemi Atlı beylerden de istifade etmiştir. Sesinin güzelliği ile öğretmenlerinin dikkatini çeken küçük İsmet, daima onların himaye ve ilgilerine mazhar olmuştur. Bu suretle takdir ve teşvik gören sanatkarın ruhunda mûsıkî aşkı kökleşmiş ve kendisini tamamen Türk mûsıkîsine bağlamaya sebep olmuştur.

 

 

Doğuştan sanatkâr bir ruha sahip olan İsmet Alpaslan, güzel sanatların her şubesinde mavaffakikyet gösteren kabiliyet ve istidada sahip olup, iyi resim yapan, güzel şiir yazan, emsali arasında muvaffak mûsıkîsinaş mevkiini alan hakiki sanatkâr vasfına lâyık bir şahsiyettir.

 

 

Bir traftan okula devam ederken, diğer taraftan da mûsıkî kabiliyet ve bilgisini arttımayı ihmâl etmeyen İsmet bey, Balat`ta (Kültür Derneği) adı altında açılan teşkküle iştirak ederek çalışmağa başlamışıtır. Sesinin güzelliği ve mûsıkîdeki üstün kabiliyeti, öğretmenleri tarafından takdir edilerek, kendisine saz çalması tavsiye edilmişitir. Bu tavsiyeye uyan Ismet bey, ud`u tercih ederek, dernek öğretmenlerinden udi Halil beyden ud meşk edip, bu sahada da üstün kabiliyetini kısa zamanda göstermiştir.

 

 

Kültür Derneği`in kapanması üzrine açıkta kalan sanatkâr, mûsıkîye olan ilgisini bırakmıyarak, devam etmekte israr etmiş ve bestekâr Ahmet Nuri Canaydın`ın yardımını elde etmeğe muaffak olup, uzun yıllar istifade sağlamıştır.

 

 

Öğretmeni Nuri beyin delâletiyle Konservatuara kaydolan İsmet bey, Konservatuar öğretmenlerinden Sadi Işılay, Nuri Duyguer, Artaki Candan gibi mümtaz üstadların takdir ve teşviklerine mazhar olmuştur.

 

 

Konservatuara devam ettiği sıralarda, üstad Şerif Muhiddin Targan`dan aldığı ud pozisyon dersleri sayesinde ud`daki üstünlüğünü sağlamış ve emsali arasında biricik vasfını elde etmeğe muvaffak olmuşutur.

 

 

Mûsıkî topluluklarında önemli yer alan sanatkâr, ud`u ve sesi ile daima takdir ve tahsine mazhar olduğu gibi, muhtelif teşekküllerinde öğretmenlik yaparak pek çok hevesli gençlerin yetişmesine çalışmaktadır. Ayrıca, dini eserlere de vukufu olan İsmet bey, bu sahadaki hevesli gençlere de dini eserler meşk etmektedir.

 

 

Elde ettiği bilginin semerelerini meydana çıkaran sanatkâr, bestelediği saz eserleri ve şarkıları ile de kabiliyet ve muaffakiyettini ispat etmiş, bu arada birçok eserler besteliyerek, Türk mûsıkî âlemine hediye etmiştir.

 

 

Sanattaki üstünlüğü nisbetinde, gayet mütevazi olan sanatkâr İsmet bey, muhitinin sevgi ve takdirini kazanan genç bir mûsıkîşinastır. Halen Samatya muhitinde oturan sanatkâr evli ve Mahmut Alpaslan adlı bir erkek çocuğu vardır.

 

 

SAZ ESERLERI

 

Suzinâk  Peşrevi - Saz semaisi

Uşşak   Saz semaisi

Karciğar Peşrevi - Saz semaisi

Hüseyni  Saz semaisi

Rast   Saz semaisi - Medhal - Longa

Hicaz  Saz semaisi - Longa

Nihavend Saz semaisi - Longa - Sirto

Hüzzam  Saz semaisi

Râhatülervah Saz semaisi

 

 

Ve çeşitli makamalardan oyun havaları

 

 

 

 

Udi-bestekâr Cinuçen Tanrıkorur`un Sâz ü Söz Arasında adlı kitabının 53. Sayfasından alınmıştır:

 

 

 

………. Hafta sonlarında ve yazları zamanımın önemli bir kısmı mûsıkî cemiyetlerinde geçiyordu. Henüz ud çalmıyor, sadece okuyordum. Ama cemiyet hocalarının meşklerinde hemen daima ud kullanmaları, bu sazın tekniğine gitgide daha fazla ilgi duymama sebep oluyordu. Böylece, önce Fatih Mûsıkî Cemiyeti`nde udi-bestekâr Sadi Erden Bey`in, Aksaray Mûsıkî Cemiyeti`nde İsmet Alpaslan Bey`in, Cağaloğlu Mûsıkî Cemiyeti`nde ses sanatkarı-bestekâr Arif Sami Toker`in elinde, udun değişik kullanılış şekillerini inceleme imkanı buldum. Ancak hepsinin içinde beni en çok etkileyen, 7-8 yaşlarımdayken Cibali Tütün Fabrikası`nın marangozhanesinde tanımış olduğum udi-bestekâr İsmet Alpaslan`ın çalışı-okuyuşu ve şahsiyetiydi.

 

 

Bir ara İstanbul Belediye Konservatuarı`nda üstad Şerif Muhittin Targan`ın öğrencisi olmuş olan bu zat, omuzlarına düşen uzun siyah saçları, hafif kancalı burnu, ince bıyığı ve tertemiz yüzüyle gerçek bir İstanbul beyefendisi, bir çelebiydi.

 

 

Çalışı fevkalade temiz-düzenli-metodik, okuyuşu son derece zarif ve duygulu, besteleri bir hayli sanatlı, burguluğunun ta ucunda minicik bir nazar boncuğu olan Onnik yapısı udu bir harikaydı. Ve o uda 15 dakikalık ders aralarında yalnız ben el sürebilirdim!..

 

 

Hiçbir klasik eseri baştan sona gözleri dolmadan okuyamayacak kadar hassas olan bu gönül adamı, kırk yıldır ailesiyle Almanya`da Düsseldorf (Stuttgart olması gerekirdi) yakınlarındaki Pforzheim`de yaşıyor ve o kadar süredir orada açtığı cemiyette amatörlere mûsikî öğretiyor.

 

 

 

……. 1984 te, udi-bestekâr öğrencim Mehmet Yesilçay`in organizasyonuyla Germanisches Nationalmuseum´da solo resitali vermek üzere Nürnberg`e gittiğimde, hocama telefon ettim.Beş saatlik mesafeden iki öğrencisiyle birlikte konsere geldi. Çocukluğumda kendisinden dinlediğim, kendi bestesi „Hiç umulmaz bir haberle kalb-i zarım titredi“ güfteli Suznâk / Devrihindi şarkısını çalıp okuduğum zaman yine gözleri doldu, ama bu sefer karşılıklı ağlaştık.

 

 

Udi-bestekâr İsmet Alpaslan`ın 21.06.1992`de vefat ettini müşterek dostlarımızdan öğrenmiş bulunuyorum.

 

 

Allah gani gani rahmet eylesin…..

 

Öztürk şahin 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 
 
 
 


Selma Tetik

 
 

 İsim
 E-Mail

:
:
* Newsletter nedir?